8 Ağustos 2014 Cuma

Fotograf cekmekten aldigim keyfi baska hicbirseyden alamiyorum sanki! Belki Alman olsaydim ...

18 Mart 2013 Pazartesi

Mourinho'nun Kayseri Ziyareti

En guzel yorumlardan birisi yahoo.sport'tan gelmis: "The normally prickly Mourinho killed Manchester United with kindness in the round of 16 and seems intent on doing the same to Galatasaray. If he spends both legs of the quarter finals simultaneously distracting Sneijder with two-handed waves and endlessly hugging Terim, they won't stand a chance."

21 Ekim 2012 Pazar

"41"

Zafer'in "9"undaki sapkali Loeb fotografina sapkali Friedel fotografi ile yanit vermek isterdim ama Friedel'in sapkali fotografini bulamadim. Sanki Galatasaray'da oynarken sapka giydigi maclar olmustu ama Friedel'in 41 yasinda oldugunu dusunursek o kadar eski fotograflara ulasamamam normal olmali.
Adam 41 yasina gelmis, takimi Fransa milli takim kaptani Hugo Lloris'i transfer etmis ama Chelsea macinda yine de kaleye Friedel'i koymuslar. Bizse Rustu'yu zorla emekli ediyoruz. Hem de yabanci kontenjanini McGregor ile doldurarak. Bundan 3 yil 2 gun once (O haftaki rakip yine Chelsea, fakat Friedel Aston Villa formasi giyiyormus) Friedel'le ilgili bir yazi koymusum buraya , sonunu da darisi Rustu'nun basina diyerek bitirmisim. Ama anlasilan benim kalbim temiz degilmis ki temennim gerceklesmemis. Aman neyse, Turk futboluyla ilgili temiz olmayan tek sey benim kalbim olsun da, Rustu oynamasa da olur. fotograf: Getty images/Goal.com

9 Ekim 2012 Salı

"9"


Sebastien Loeb; büyüksün reyis!
Sapkayi sen degil biz cikaralim!

14 Ağustos 2011 Pazar

...


"Özledim. Söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin. "


24 Mart 2010 Çarşamba

Lucas sakatlandı

Bekham yine bir akıma öncülük etti. Futbolu, saçları, imaji derken şimdi de sakatlığı...
MSU'nun yıldızı Kalin Lucas Maryland maçında aşil tendonunu yirtti. New Mexico maçında sağ ayak bileğinden sakatlanınca endişelenmiştik. Yine de Maryland maçında oynayabilir durumdaydı. Ilk yarının bitimine yakın turnikeye girip sayi yaptiktan sonra bileğini tutunca önce sakatlığının nüksettiğini zannettik. Fakat diğer bilegini tutuyordu ve aşil tendonunu yırttığı söylendi.

Lucas'ın yırtılan aşil tendonu MSU'nun kupaya sıçramasını engelleyecek mi göreceğiz

MSU maça Lucas'sız devam etti. Summers'in performansı (26 sayi, 6/8 üçlük isabeti) farkın kapanmasını engellese de Summers da faul problemine girince sahada top taşıyabilecek sadece bir adam kaldi ve MSU Maryland'ın tam saha baskısına yanıt veremedi. 10 sayilik fark 1 dakikanın altında bir sürede eridi. Yedek oyun kurucu Lucious'un son saniye üçlüğü maçı MSU lehine çevirdi ama MSU'nun Lucas'sız ne kadar zorlanacağını görmüş olduk. Izzo'da numara bitmez ama Lucas'sız MSU'nun ilerlemesi artık daha da zor. Bunun yanında güzel bir haber ise favori Kansas'ı eleyen Kuzey Iowa'dan geldi. Ne olursa olsun Kansas yerine Kuzey Iowa ile oynamak Spartans'ın tercih edeceği seçenek. Yine de MSU, Lucas olsaydı favori gösterileceği maçta artık favori değil.

One night of Queen

Freddie olunmaz, Freddie doğulur! Ama Gary Müllen yine de iyi bir performans sergiliyor

Bilen biliyordur "One night of Queen" diye bir grup var. Turneler düzenleyip Queen şarkılarını Freddie Mercury'i taklit ederek söylemeye çalışıyorlar. Dün East Lansıng'de düzenledikleri konsere gitme şansı buldum ve doğrusu kendilerini başarılı buldum. Bu tür taklitler kanaatimce zordur, zira insanlar taklidi kaçınılmaz olarak orijinalle karşılaştırır ve dolayısıyla az da olsa hayal kırıklığına uğrarlar. Ama bence bu grubun avantajı Freddie Mercury'i taklit etmeye çalışmaları. Freddie Mercury çıtayı o kadar yükseltmiştir ki, zaten konsere giderken Freddie Mercury'nın taklit edilemeyeceğini bilirsiniz. Bu beklentiyle gidince Gary Mullen'ın etkileyici performansını beğeniyorsunuz. Haliyle Freddie Mercury konseri gibi olmuyor ama Mullen sesini çok iyi kullanıyor ve sahne performansi da oldukca başarılı.

Maradona'yi geçmek bu kupayı öpmeden pek mümkün gözükmüyor Arjantinli gençler için. Buna Messi de dahil!

Madem burası futbol ağırlıklı bir blog, o zaman konuyu futbola getirmem gerekiyor sanırım. O zaman başlayalım. Zaragoza maçından sonra Messi övgüleri yoğun bir şekilde yer aldı yine medyada. Doğal olarak yine Maradona'yla kıyaslamalar yapıldı, futbolun Jordan'i olduğu filan söylendi, hatta farklı bir gezegenden gelmiş olabileceği bile iddia edildi! Ama benim asıl dikkatimi çeken yavaştan Maradona'dan bile daha iyi olduğunun söylenmeye başlaması! Hemen itiraz etmek istemiyorum, sonuçta bu insanların kişisel kanaati. Messı'yi de Maradona'yi da o kadar izlemişliğim yok. Zaten izlemiş olsam da böyle bir karşılaştımayı yapmak ne kadar mümkün olur onu da bilmiyorum. Ama bildiğim şey Maradona olmak kolay değil. Maradona'yi övecek değilim, övüleceği kadar övülmuş, ama konuyla alakalı herkesin bildiği gibi adam bir futbolcudan çok öte. Bir iki Arjantinli ile konuşmak bile bunu anlamaya yeter. Messi o düzeye gelir mı bilemem ama yaklaşması için önce Dünya Kupası'nda kendisini göstermesi lazım. Daha doğrusu kendisini göstermesi değil, kupayı Arjantinlilere göstermesi lazım. Hele onu bir yapsin, sonra da İngiltere'ye eliyle gol atmasını bekleyeceğiz. Yoksa istediği kadar güzel gol atsın, insanlara sunacağı "One night of Maradona"dan başka birşey olmayacak gibi geliyor bana.


Gollerden sonra öyle kuru kuru koşmakla olmuyor Lionel, kupayla gel kupayla!

23 Mart 2010 Salı

"Adın ne?"

Bir insana ismini sormak neden zordur ya da neden akla gelmez bir şeydir? Açayım ...
Bursaspor'un sezon başında takıma kattığı Arjantinli oyuncu Pablo Martin Batalla'nın isminin nasıl telafuz edildiği sezon başından beri spor yazarlarını ve spikerlerini çok uğraştırıyor. Zaten işleri başlarından aşkın insanlar, uğraşacak başka bir şeyleri yokmuş gibi bir de bu konuya takıyorlar. Pablo ve Martin kısımlarında henüz kimsenin bir sorunu yok. Ancak son kısımda kimisi "Bataja" kimisi "Bataya" diyor. Her iki tarafın da İspanyolcayı bilen tanıdıkları olması da biraz garip! Bu isim sorunu aslında Batalla ile başlayan bir sorun değil. "Hagi" mi "Haci" mi, "Moşe" mi "Moşeu" mu, "Tello" mu "Teyo" mu ... diye soruluyordu eskiden. Sağolsun "Batalla" da dil bilimci arkadaşları olanları araştırmaya itti. Ancak sezon başından beri yapılan araştırmalarda bir sonuca veya bir mutabakata varabilmiş değiller.
Acaba birisinin aklına şu geldi mi? Ya bu adamın ağzı dili var, ismini sorsak söyleyebilir herhalde, bir ismini sorayım? Bir insana ismini sormak neden zordur ya da neden akla gelmez bir şeydir? Akıllarına elmiştir diye düşünüyorum, umuyorum, gelmiştir kesin, gelmiştir değil mi???

19 Mart 2010 Cuma

Obama Futbol Yorumcusu Olursa...


"Chealsea's got great players, Inter's got a great coach. And I think that makes the difference!"
Inter chealsea maci ardindan.

"Fenerbahce's got great amount of money, Galatasaray's got a great transfer president. And I think that makes the difference!"
Keita ve Elano transferleri ardindan Ustunel'i degerlendirirken.


"United's got a great player and a great coach, Milan's got nothing. And I think that makes the difference!"
ManU-Milan macini yorumlarken


Mart Deliligi ve Neden Oldugu Akil Oyunlari

Bir mart ayi ve onun tetikledigi bir ‘Mart Deliligi” daha geldi. Kolej basketbolu sezonunda ilk 64 sirayi alan takimlarin yer aldigi elemeli maclar basladi. Kolej basketbolu deyip gecmemek lazim. Gozlemledigim kadariyla bircok kisi icin NBA’den daha onemli bir olay bu. Iskolik sayabilecegimiz danisman hocamdan bolum sekreterine, hatta bolumu ziyarete gelen baska akademisyenlere kadar herkesle turnuvadaki tahminleri uzerine konusabilirsiniz. Malum meshur tahmin tablosu (Bracket) cikarma olayi bu turnuva icin yapiliyor. Obama da sagolsun her sene yapar. Bu seneki icin bu baglantidaki siteye bir goz atmaniz yeterli.

Konuyu dogal olarak Michigan State Universitesi’ne getirecegim. Sirf Evan Turner var diye Ohio State’den ya da en buyuk favori oldugu icin Kanasa’tan bahsedecek degilim. Nihayetinde damarimi kesseniz kanim yesil beyaz akar ve ne olursa olsun bendeki gundem her zaman MSU Spartans’tir.

Evan turner, Ohio state

Gundem Spartans ama turnuva oncesi durum cok parlak degil gibi. Normal sezonun son macinda ezeli rakip Michigan Universitesi’ni farkli devirip konferans sampiyonlugunu Purdue ve Ohaio State ile paylasinca sezon sonuna dogru baslayan kotu gidis durmus gibi gozuktu basta. Ama ertesi hafta baslayan Big-10 konferans kupasinda (Her konferansin kendi icinde duzenledigi Ingiltere’deki FA Cup gibi dusunebilirsiniz) ilk turda elenmek bircok soru isaretini beraberinde getirdi.

Zafer’in “MSU’dan bana ne” dedigini duyar gibiyim ama konuyu biraz dolayli da olsa Obama’ya ve Aziz Yildirim’a getirecegim, biraz sabir. Neyse bizim unlu koc Tom Izzo once takimin onemli silahlarindan Chris Allen’i (SG) detayli olarak aciklanmayan bir disiplin sorunu nedeniyle bir macligina kadro disi birakti. Takimin bir baska onemli sayilabilecek kozu olan Durrell Summers’i da son 14 dakika kenara cekti, basin toplantisinda Summers’i defans yapmamakla sucladi ve hakkinda cok da yumusak olmayan aciklamalar yapti. Takima bu sene katilan Shaq benzeri pivotumuz Derrick Nix ise yeterli sure almamaktan sikayetci ve he ne kadar son roportajinda cok mutevazi bir aciklama yapsa da (“eger bana verilen gorev yildizlara su verip onlari alkislamaksa, turnuvada onu yapacagim”) bu sikayetini surekli dillendiriyordu. Son olarak da takimi yildiz oyun kurucusu Kalin Lucas sakatlik sonrasi henuz kendini bulamamis gibi.

Summers, Lucas, Allen

Genel olarak baktigimizda MSU bu sene guclu takimlarla yaptigi maclarin cogundan boynu bukuk ayrildi. Biraz bu yuzden, biraz da son durumlar yuzunden bu sene MSU’ya cok sans verilmiyor. Yine de Obama olasi bir 2. tur Maryland-MSU maci icin su ifadeyi kullandi:

Maryland's got a great player; Michigan State's got a great coach. And I think that makes the difference!”


Obama ve Izzo

Tabii yine de bu aciklamasi 3. turdaki olasi bir Kansas eslesmesinde Kansas’i favori gostermesini engellemedi. Ben de kendi tablomda maci Kansas’a verdim vermesine ama isin icinde Tom Izzo olunca acikcasi tahminim tutmamasindan endise ediyorum (Gerci MSU sampiyon olsun, tum tahminlerimin yanmasina raziyim).

Kadroda onemli oyuncular var ama MSU’nun gucu yildizlarindan gelmiyor. Oyle olsa ne gecen sene final oynayabilirdi, ne de her 4 senede bir dortlu finale katilma hakki elde edebilirdi. Kadrolara baksaniz cogu takimda potansiyeli bizimkilerden yuksek bir oyuncu bulabilirsiniz. MSU’nun gucu ise genelde iyi savunma, kadro derinligi ve rakiplere karsi kurdugu ribaund ustunlugunden gelmekte. Ozellikle kadro derinligi NCAA turnuvasinda cok onemli bir faktor zira oyununu 2-3 yildiz oyuncusunun ustune kuran takimlar (ki cogunu bu kategoriye sokabiliriz) ilerleyen turlarda daha cok yipraniyorlar.

MSU sene basinda kadro derinligi en iyi olan takimlardan birisi (belki de en iyisi) olarak gosteriliyordu ama bu derinlik sezon icinde cok kendini gostermedi. Iddiali maclar kilpayi da olsa genelde kaybedildi ve turnuva oncesi soru isaretleri artti. Iste bu yuzden Izzo’nun son hareketlerini buna bagliyorum. Summers ve Allen gecen seneki katkilarini yapmazlarsa bu takimin dortlu finale gitmesi mumkun olmaz. Bu yuzden son olaylarin basta bu iki oyuncu olmak uzere takimi ateslemek icin yapilmis olma olasiligini goz ardi etmemek gerekiyor. Eger durum buysa ve ise de yararsa Obama’nin ve benim tahminler yatabilir.

Taraftariz biz, cekeriz cefa/ Magic Johnson bizi birakma

Ne olursa olsun MSU son 10-15 yilda gelen istikrarindan dolayi yine iyi bir sonuc alacaktir. Belki bir Magic Johson'inimiz yok artik ama dortlu final olmasa bile MSU ilk 8 ya da ilk 16’da yer bulacaktir kendine. Bu istikrar Aziz Yildirim’in da zamaninda soylemeye calsitigi gibi arada gelen sampiyonluklardan daha onemli. Belki de bu yuzden takim maci kaybedince salonu homurdanarak ve kufurlerle terkeden tek taraftar ben oluyorum, o da Turkiye’den kalma bir aliskanlik iste. Arada kizip maglubiyetler sonrasi kombineyi aldigim gunku aklima kufur etsem de okulumun boyle bir takimi oldugu icin kendimi conk sansli hissediyorum. Ben Turkiye’ye donmeden bir Izzo da Turkiye’ye gelse ne guzel olur!

Izzo olmazsa Johson da olur. Sihiri yeter!


2 Mart 2010 Salı

Hosgeldin sarkisi

Zafer'e askerden hos geldin diyor ve Hakan Tasiyan'dan su sarkiyi hediye ediyoruz:

yine mi atamadın
abandın sadece
gözündeki yaşlar çiğ gibi
yağar yedek kulübesinde

güiza golleri gibiyim
hiç santra yaşamadım
ya vurmayı bilmedim altıpasta
ya ofsayta takıldım

şimdi delicesine
gol atmak istesem bile
cenabetlik üstümde
bu da mı gol değil be!
güiza golleri gibiyim
istikrar yaşamadım
ya topu alamadım yıllarca
ya vurmakta geç kaldım

kaynak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18343370

23 Aralık 2009 Çarşamba

Sende mi Schumi?

Hadi bu rüyaydı!
Bu ne şimdi?

18 Kasım 2009 Çarşamba

You give love a bad name



Sorsan kendilerine taraftar deyip, takımlarını çok sevdiklerini söylerler. Ben de bu taraftar sevgisini Bon Jovi'ye sorunca bana şu bağlantıdaki şarkısını dinlememi söyledi. Şarkıdan bir bölüm:

...
Oh! You're a loaded gun, yeah
Oh! There's nowhere to run
No one can save me
The damage is done

I play my part and you play your game
You give love a bad name
Hey, you give love a bad name

16 Kasım 2009 Pazartesi

Soğuk Savaş'ın Ardından

Soğuk Savaş 6 Ekim 2001'de son buldu. Michigan State, University of Michigan ile arasındaki rekabetin büyüklüğünü göz önüne alarak, rakibine karşı kendi evinde oynayacağı maçı 7000 kişilik buz hokeyi salonu yerine 75000 kişilik amerikan futbol sahasına taşıyınca bir buz hokeyi maçındaki seyirci rekorunu kırmış oldu o tarihte. 3-3 sonlanan o maç, buz hokeyindeki "Soğuk Savaş" olarak adlandırılır.



Soğuk savaş dönemi bitti bitmesine ama rekabet hala devam etmekte. 3 kere şampiyonluk yaşayan (sonuncusu 2007'de) MSU Spartans, bu hafta 2 gün içersinde ezeli rakibi U-M Wolverines (5 şampiyonluk) ile 2 kere karşılaştı ve iki maçtan da galip ayrıldı (13 Kasım'da deplasmanda 3-2, 14 Kasım'da kendi evinde 2-0). Anlaşılan soğuk savaşın ardından oluşan yeni dönem bazılarına pek yaramamış: "Losers!!!"

15 Kasım 2009 Pazar

Sex is back in rock and roll!

Geçenlerde Sting'in (Police) King of Pain şarksını Alanis Morissette'den dinlemek için Youtube'da arama yapıyordum. Şarkının ismini "Queen of Pain" olarak yazınca umduğumdan farklı şeyler de buldum.

Karşıma Devil-Doll ismini kullanan Colleen Duffy isimli Amerikalı bir şarkıcı çıktı. Dinlediğim birkaç şarkısı hoşuma gidince internet sitesini ziyaret ettim ve su iddaalı demeciyle karşılaştım:

Colleen Duffy created Devil Doll one late, smoky evening, many blue moons ago with the mission of putting sex back into rock and roll. Deciding that the world of music had not heard the truth since Joan Jett and Jonny Cash, and hadn't blushed since Mae West, she grabbed her bass, a microphine and hit "record."

Bu hedefine ulaŞmada ne kadar başarılıi olabilir henüz kestiremiyorum ama bazı şarkıları dinlemeye değer bence. Mesela Bourbon in your eyes isimli şarkısı.

İlgilenenler için sitesinin adresi ise şu: www.devil-doll.com

"Taco" demiştik!

Tribün organizasyoları denince buradaki seyirciler haliyle 3 büyüklerin tribünleriyle karşılaştırılamaz ama yine de kendilerince artıları var. Gözlemlerime göre sadık ve coşkulular, işi ciddiye alıyorlar ve her maça düzenli olarak gelen azımsanmayacak bir orkestraları bile var.

Burada hoşuma giden şeylerden birisi, ilk 5lerin anonsu sırasında, rakip oyuncuların ismi anons edilirken tüm Izzone'nun gazete okur gibi yapıyor (maç öncesinde bu olay için gazete şeklinde hazırlanmış maç bültenleri dağıtılıyor) olması. Rakip oyuncu anons edilince hep bir ağızdan "Who cares" deniliyor, gazeteler katlanıyor ve bizim takımın sıradaki oyuncusunun isminin anaons edilmesi beklenirken "ooooooooo" sesleri yükseliyor ve "sabit halay" (kelime bulamadım kusura bakmayın) çekiliyor.

Geçen maça dönersek, bizimkiler maçta 68'e ulaşınca birden tüm seyirciler hep bir ağızdan "We want taco" diye bağırmaya başladılar. Ben şaşkın bakışlarla etrafı süzerken yanımdaki bayan olayı bize açıkladı. Eğer bizim takım 70 ya da 70'in üstünde sayı atarsa, biletleri okulun hemen yanındaki Taco Bell isimli meksika "fast-food" restoranına götürünce bir adet "taco" alabiliyormuşsunuz.

Böyle organizasyonların yanında doğal olarak hemen her basketbol salonunda olduğu gibi (varoluş sebeplerini anlayamadığım) ponpon kızlar, maç arasında çeşitli etkinlikler vb oluyor. Ama bir İTÜ mezunu olarak benim dikkatimi çeken önemli hususlardan birisi ise tribünlerdeki kişiler. Konunun sapmaması için bunu fazla açmayacağım ama sadece birçok İTUlunun sırf bu yüzden bile maçlara gelebileceğine inandığımı söylemek istiyorum*.

Zafer seni de bekleriz bir gün!

*Bu açıklamadan sonra, benim sezonluk bilet alma sebebimin sadece basketbol seyretmek olduğunun altını çizmek istiyorum.

We want taco!

Nihayet Kolej basketbol sezonunu bu cuma açtık. MSU Spartans kendi evinde Florida GulfCoast'u ağırladı ve sezonun ilk resmi maçında zayıf rakibini 97-58 yendi. Umarım hayatımda ilk defa aldığım sezonluk bilet Spartans'a uğurlu gelir ve böyle galibiyetleri sıklıkla görürüz.

Maç ile ilgili söylenecek fazla bir şey yok. Geçen sene (biraz süpriz de sayılsa) final oynayan takımdan çok fazla bir kayıp olmadı ve genç kadro biraz daha tecrübelendi. Rakip de zayıf olunca ortaya MSU için kolay bir maç çıktı. Benim burada asıl değinmek istediklerim ise tribünler ve organizasyonla ilgili bazı gözlemlerim.


MSU'nun basketbol salonu Breslin Arena'ya adım atar atmaz kapasiteyi yuvarlak hesap yaparak hesapladim. Gerçek kapasite olan 16280 (wiki) benim tahminime (15000) oldukça yakın sayılır. Salonun kapasitesinin Abdi İpekçi'ninkinden (12500) büyük olduğu ve her seyirciden önemli miktarda gelir elde edildiği düşünülürse (bilet fiyatları 13, 22 ve 30 dolar) durum bırakın bizim üniversiteleri (ITÜ, Konya Selçuk Üni. gibi), profesyonel basketbol takımlarımız için bile oldukça kıskandırıcı.

Benim de dahil olduğum taraftar grubunun adı ise Izzone (Koç İzzo'dan geliyor). Benim gibi yeni gelenler salonun en üst bölümünde maç seyretmekle başlıyor. Eğer sezon öncesindeki 2 günlük kampa katılırsanız ve devamlılığınız iyiyse (her maça gelip gelmediğiniz ve gelseniz bile ne kadar erken geldiğiniz kaydediliyor) bir sonraki sezon en alttaki kısımda fanatik İzzonlular arasında maç izleyebiliyorsunuz. Sezon başındaki 2 hazırlık maçından birini kaçırdığım için hemen bana bir e-posta bile atmışlar. Sanırım biraz daha gayret göstermeliyim.

Neyse bu yazı çok uzadı. Maçtaki tribün izlenimlerimi ise bir sonraki yazıda aktarayım en iyisi.

10 Kasım 2009 Salı

Reklamlar

Beyaz ve Erdal Özyağcılar'ın oynadığı banka reklamında Erdal Abi sorar: "Issız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey ne olurdu?" Beyaz da verir cevabı: "Nüfus cüzdanım, TC kimlik numaram ve cep telefonum."
Özetle bir cep telefonuyla anında kredi talebinde bulunabileceğimizi anlatmaya çalışmışlar reklamda. Ancak bunu yaparken çok basit birkaç mantık hatası yapıp ıssız adadaki adamın üç dilek hakkından birini heba etmişler. Nüfus cüzdanlarının üzerinde zaten TC kimlik numarası da yazar. Ha Beyaz'ınki eski diyelim, o zaman sadece TC kimlik numarası yetmiyor mu? Kimliğe ne gerek var ki? Bir de TC kimlik numarası yanında götürebileceğin türden bir şey değildir ki! Tartışılır.
Yakışıklılığıyla dünyaya (özellikle Arabistan) Kıvanç Abimizi uzun zamandır bir şampuan reklamında izliyoruz. Kendisi meslek olarak oyunculuğu, özel hayatında da dans etmeyi, kumsalda koşmayı ve basketbol oynamayı seçmiş. Tabi bir de kullandığı şampuanı seçmiş. İçerik olarak ürünün daha önceki reklamları gibi klasik bir kişisel bakım ürünü reklamı. Ancak reklamın bir bölümünde - Kıvanç Abi'nin basketbolu seçtiği bölüm - basketbolda daha önce hiç görmediğimiz öyle bir hareket yapıyor ki hayranlıkla izliyorum. Kendi etrafında bir turdan fazla dönüp yaptığı smaç (hayali bir hareket tabi) daha önce sadece bir kez görebildiğim bir olay. Bu hareketteki asıl amacın saçların ahenk ile dans ettiğini göstermek olduğunu bilsem de biraz gerçekçi olsalardı keşke. Yok böyle bir dönüş, olamaz. Osmanlı tokadı bile yesen dönemezsin bu kadar!

9 Kasım 2009 Pazartesi

Hatırlatma

Galatasaray'da 9 numaralı formayı giyen Elano'nun soyadı "Blumer" olup Almanca'da "çiçekçi" anlamına geliyor. Uzun süredir duyamıyoruz da hatırlatayım dedim. Unutmayın diye!

6 Kasım 2009 Cuma

He is crazy like a fool... He is Harry, Harry Kewell

Geçenlerde yine seyredemediğim bir maçın gollerini youtube'dan izliyordum. Kewell Ali Sami Yen'de bir gol daha atmıştı. Bucaspor maçıydı sanırım. Gol çok önemli değil de, dikkatimi çeken şey Kewell'ın gol atmasından sonra çalan şarkının farklı olmasıydı (bkz Daddy Cool). Ekşisözlük'ten işin aslını öğrendim. Öğrendiğim bir başka şey ise Harry Kewell'ın bu kadar seveni olduğu. Akıllara ziyan yourmlar var, bakmanızı tavsiye ederim.


Neyse, sonra şöyle bir site karşıma çıktı: http://www.fanchants.com/
Bu sitede, önde gelen Britanya takımlarının tezahüratlarını dinleyebiliyorsunuz. Hoşuma gitti. Aşağıdaki sözler MANUlular tarafından City'lilere "Hamşerim, sen İstanbul'a UEFA finali için biraz zor gidersin," anlamında söylenen tezahaüratın sözleri. Kendisini sitede dinleyebilirsiniz:

Istanbul Istanbul they're not going,
Istanbul Istanbul they lied,
Istanbul Istanbul they're not going,
They're not going cause they're f*cking s*ite!

Bu tribün olayları gerçekten ilginç. Eşine çocuğuna onları sevdiğini söyle(ye)meyen adamlar, sesleri gidene kadar "I love you Hagi" ya da "I love you Kewell" diye bağırabiliyorlar.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Kim bunlar? (2)

"Kim bunlar?" diye sorduğum soru aslında sadece futbolcular için geçerli değil. Benzer şekilde, futbolumuzda senelerdir yer işgal eden teknik adamlar da oldukça fazla sayıdalar. İşler kötü gittiğinde tek çare olarak görülen teknik direktörü görevden alma geleneğini yerine getiren yönetimler, hemen her seferinde "tecrübeli" olduğu için bu "fazla sayıdaki" teknik adamlara sarılınca olay bir kısır döngüye dönüşüyor. Teknik direktörden değil ama teknik direktör değişikliğinden dolayı en fazla 5 maç ciddi puanlar toplayıp sonrasında takım tekrar kaybetmeye başlayınca yönetim sarılacak başka bir yılan buluyor... Bu dinamik böyle devam ederken olan yine futbolumuza oluyor. Üretilen bir şey yok! Bu teknik direktörlerin derdi yok zaten; takım bulamazlarsa bir kanal bulup "engin tecrübelerini" birkaç cesur yorumla birleştirip bunu paraya dönüştürüyorlar. Nasıl olsa denize düşen çok olur, bunlar da takım takım gezmeye devam ederler.
Futbolcular için sorduğumuz soruların aynılarını teknik adamlar için de soralım: Bu teknik direktörler Türk futboluna ne katmış? Hangisi oynadığı takımı bir üst seviyeye çıkarabilmiş? Hangisinde istikrar var? Sezon başında imza attırılan biri neden ve nasıl 3 günde takımdan gönderilebilir? Sezon başına ortalama olarak 3 kez " .....'ın başarısı için çalışacağız" diyen bir teknik direktöre neden güvenilir?
CEVAP: Kocaman bir ? :)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kim bunlar?

SORU: Bir futbolcunun hedefi ne olabilir? CEVAP: Futbola yeni başlayan bir çocuğun hedefi bir gün profesyonel bir futbolcu olup, sonrasında iyi bir takımda oynayabilmektir. Çocuk büyüyüp genç bir futbolcu olunca hedefi de büyür, daha büyük bir takımda oynayıp milli takıma girebilmek için çalışır. Büyük takımlarda oynamaya başlayan futbolcu ise şampiyon olmak ve Avrupa'da top oynamak için çabalar. Zaten bir futbolcunun bunun dışında bir kariyer planı da olamaz. Hani "5 sene futbol oynar sonra cep telefonu dükkanı açar SSK'ya bağlarım kendimi, emekliliğe kadar takılırım işte orada" diyen bir futbolcu yoktur herhalde. Ama bazı futbolcular var ki kendimi bildim bileli neden varolduklarını anlamış değilim. Futbol hayatları boyunca rüzgar bunları nereye savurduysa oraya uçmuş, kendi çaplarında varolma savaşlarını vermiş ancak sonunda hep rüzgara uymak zorunda kalmış, her seneye farklı bir takımda, farklı umutlarla girmiş ancak kendileri ve takımları için hayal kırıklığından başka bir şey olamamış... Bu futbolcular Türk futboluna ne katmış? Hangisinin hırsı, azmi, başarısı acaba hangi gence örnek olabilmiş? Hangisi oynadığı takımı bir üst seviyeye çıkarabilmiş? Hangisinde istikrar var?
Aslında oyunculardan ziyade bu oyunculara senelerdir tahmmül eden, para ödeyen, umut bağlamayı başarabilen yöneticileri tebrik etmek gerekir. Sürekli takım değiştiren, oynadığı takımlarda yetersiz kalan, takıma herhangi bir şey katmayan bir oyuncu neden transfer edilir? Bir futbolcu transfer ederken futbolcunun geçmişine bir bakmak gerekmez mi? Adam geçen sene ne yapmış? Hadi geçmişini dikkate almıyorsun. Binlerce futbolcunun içinde takımın yapısına uygun sadece bu futbolcular mı var? Altyapın ne iş yapar ve ya neden altyapındaki çocuğa güvenmezsin?

* Teorime göre böyle futbolcular tek senelik ve ya 'opsiyonlu' sözleşmeler yapıp her sezon sonunda boşa çıktıkları için (bonservissiz oldukları için) tercih ediliyor. Maksadı günü kurtarmak olan çoğu kulübümüz de bu adamlara sazan gibi atlayınca ortaya bu kötü tablo çıkıyor.

FM Sendromları 2

Oyunda herkesin başına gelmiştir şu olay: Büyük bir takımı yönetirken bir oyuncu izlettirip beğenirsiniz. Sonra transfer teklifi yaparsınız. Reddedilir. Ücreti artırırsınız, şansınız varsa pazarlık başlar. Biraz daha para isterler... Pazarlığın bittiği noktada bakarsınız ki adamın ederinin 2-3 katı fiyat çekmişler. Sonuç "withdraw transfer bid" ("teklifi iptal et")! Bir süre sonra mesajlarınızda oyuncunun başka bir takıma (daha küçük bir takım)a imza attığını görürsünüz, üstelik ederinin bile altında satılmıştır. Bu durumda yapılacak şeyler; terbiye sınırları dahilinde küfür etmek ve yeni oyuncu aramak; eğer oyuncu sizin için çok önemliyse, "add manager" yapıp, karlı bir alışverişle (burada "madem siz o fiyata vermediniz ben de size en kötü adamımı satarım bir de üstüne bunu 'exchange' yaparım" mantığı çok tatmin edicidir!) transferi noktalamaktır.
*** Aslında gerçekte de böyle şeyler olmuyor değil. Sezon öncesinde büyük takımlarla adı geçen bir sürü oyuncu en geç takip eden sezon ortasında alakasız bir takıma imza atmış şekilde çıkıyor karşımıza. Aç gözlülüğünden dolayı oyuncuyu zamanında satmadığı için takım da, büyük takımda oynama fırsatını kaçıran oyuncu da, istediği oyuncuyu alamayıp yerine alelacele transfer yapan takım da zararlı çıkıyor bu işten. Yazık oluyor!

19 Ekim 2009 Pazartesi

Button sampiyon


Bu da oldu... Jenson Button son yillarda gordugum en (Zafer deyimiyle) "kolpa" sampiyonlugu elde etti. Sezon icersindeki performans degisimini, Hamilton'un son zamanlardaki kipirdanmasini, kendisine kil olan cogunlugun bile takdir ettigi Alonso'nun Ferrari'ye transferini dusunursek, gelecek sezon Button'un bu basariya ne kadar yaklasabilecegi tam bir soru isareti. Aslinda degil ama sampiyonlugunun hatiri icin boyle diyelim.

Sampiyonlugundan dolayi oncelikle onunde ceketimin dugmesini ilikliyorum, ama benim tahminim Button'un sampiyonluk sonrasi performansi Besiktas'inkinden daha iyi olmaz.

En onemli olayi Schumacher'in donme ihtimali olan bu silik sezonun sampiyonu ile ilgili koyabilecegim en ilgiye deger fotograflardan birisini koydum buraya. Button'un sampiyonlugu pek bir seye benzemiyor olsa da en azindan guzel bir kiz arkadasi var.

Yapma Arshavin, yapma!


MANU'da 7 numara demisken, o forma mesela Arshavin'e cok yakisirdi. Yetenekli, karakter sahibi, akilli (biyografi kitabinda bayanlara ehliyet verilmemesini oneriyordu) ve sempatik bir sporcu. Cok da guzel goller atiyor. Atsin, atmasina birsey demiyoruz zaten. Ama gollerinden sonra su Tuncay sevincini (hatta Tuncay sonrasi Fener'deki o bayragi devralmaya calisan bazi yerli futbolcular gibi) yapmasin bi zahmet! Neme lazim, atar Old Trafford'da bi tane, sus isaretini cakar kendi kendine, ama MANU da 6 taneyle yanit verir. Bilen bilir, boyle seyler olmuyor degil!

Brad Friedel


"An uncharacteristic mistake by Friedal!" Aynen boyle dedi spiker Chelsea'nin Aston Villa'ya attigi ilk gol sonrasinda. Gercekten de 1997 yilindan beri oynadigi "Premier" Lig'de kendisini en iyi kalecilerden biri olarak kabul ettiren Friedal'i boyle hatalar yaparken pek gormeyiz.

Friedal'i ozellikle Blackburn gunlerinde seyrederdim. Tugayla birlikte ilerleyen yaslarina ragmen etkileyici performanslar sergiliyorlardi. Ama ozellikle Friedal pek cok macta macin en iyi oyuncusu seciliyordu. Onu oyle atlarken sicrarken pek goremezsiniz, ama yine de yer tutmasiyla, konsantrasyonuyla pek cok macta rakip takim taraftarlarinin (ozellikle MANUlularin) kacan goller sonrasinda saclarini baslarini yolmalarina neden olurdu, hala oluyordur buyuk ihtimalle.

38 yasinda, hala ust duzeyde oynuyor. Helal olsun diyor, darisi (eger uzerindeki taraftar+basin baskisini atlatabilirse) Rustu'nun basina diyoruz...

7 Numara


Best'i pek bilmem, Cantona zamanini yuzumde bir tebessumle hatirlarim, Beckham'a buyuk saygi duyarim, Ronaldo'ya kil olsam da yetenegini cok takdir ederim.

Hani bunu soylemek bana dusmez, gerci olay da sogudu, ama MANU'da 7 numara Owen'a mi verilmeliydi gercekten? Su an o forma Sabri'ye daha cok yakisiyor sanki...

11 Ekim 2009 Pazar

ANI



ANI
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Nerdeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma

Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Butun sevdiklerimin adları gibi
Adiniz geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel orgunun deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma

Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Cağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma

Melih Cevdet ANDAY

Şimdi Ne Olacak?

Olmadı. 2010'da yokuz.
Bosna maçından sonra beklediğimiz mucize gerçekleşmedi ve Dünya Kupası'na gitme şansımız "matematiksel olarak" da bitti. Bu "başarısızlığın" faturasının, 2 yıl öncesinin "başarısının" faturası gibi Terim'e kesilmesi normal, zaten imparator kendi kendine kesti bu faturayı.
Şimdi yeni bir başlangıç için yeni bir plan yapılması gerekli. Bu planı yapması gerekenlerin dışında (TFF), yıllarını futbolumuz hakkında yorum yapmaya adamış ilgili ilgisiz, bilgili bilgisiz, yalancı doğrucu bir sürü insandan bir ton gürültü,tavsiye,öneri,fikir... duyacağız. Kısaca, futbolda gündem bir hayli meşgul olacak. Herkes bir teknik direktör ismi söyleyecek, kimi Rıdvan gelsin, kimi Ertuğrul gelsin diyecek. Yetmeyecek, yerli mi olsun yabancı mı olsun soruları sorulacak, Lucescu ismi öne çıkacak :) İnsanlar saatlerce bu anlamsız soru üzerine kafa yoracak.
Benden de bir öneri:
Bank Asya'da (Eski 2.lig) şampiyon olan takımların şampiyon olur olmaz teknik direktörleri ile yollarını ayırdıklarına çok kez şahit oldum, olmuşuzdur. Her defasında da çok garipsedim. Neden başarılı olmuş birisini gönderirsin ki takımdan? Adamların bir bildikleri vardır dedim! Katılabildiğimiz turnuvalarda elde ettiğimiz başarılar, bir sonraki turnuva için beklentileri zirveye taşıyor ancak, her seferinde moraller dibe vuruyor. Düşünüyorum da milli takım da her başarılı turnuvadan sonra teknik direktör değiştirirse (Şenol Güneş 2002 ve Fatih Terim 2008) belki bir dikiş tutturabiliriz.

Bence de Fatih Terim milli takımı bırakmalı


Futbolumuz (yine) gerileme çağında. O kadar ki Fatih Terim bile takımı Bosna Hersek'in önünde grup ikincisi yapamadı!

Burada çoğunluğa Fatih Terim'in milli takımı bırakması yönünde katılıyorum. Fakat bu talebim milli takımın geleceği için değil Fatih Terim'in kariyeri için!!! Yani en azından böyle diyerek bize zamanında büyük hizmetler vermiş hocamızın gönlünü hoş tutmuş oluruz.